Radiohead - All I Need
MTVExit ve Radiohead İnsan Ticaretiyle Mücadele konusunda toplumu bilinçlendirmek için ortak adım atıp In Rainbows albümünün All I Need parçasına video klip hazırladılar. Sonuna kadar izleyin.
MTVExit ve Radiohead İnsan Ticaretiyle Mücadele konusunda toplumu bilinçlendirmek için ortak adım atıp In Rainbows albümünün All I Need parçasına video klip hazırladılar. Sonuna kadar izleyin.
Zat-ı muhterem hanımefendi Türkiye ülke sınırları içerisinde Fayrouz markalı içecek ile tanındı. Daha doğrusu o güzel parçası “Eyes are at the billions” tanındı. Arayıp da bulamayanlara burada sunulur.
Ayrica yukardaki görseli Andrew Bird konseri oncesinde Brandon Cirillo adlı vatandaş çekmiştir. Sevgiler.
Cortney Tidwell - Eyes are at the billions
Biliyorum, biliyorum, Simpsons da güzel, Family Guy da gerçekten çok eğlenceli, pfam mfah mis gibi 22,5 dakika kafamı dağıtıyo, severek izliyorum hakikaten. Ama bir noktada da pfah ile gnahahaskktr arasındaki farkı ayırdetmek gerekmekte. Pfah tepkisini hızlı tüketim malına verirsin, o 22,5 dk bittiğinde de kumandanın tuşuna basarsın bambaşka bir dünya doldurur evini odanı, nerde izliyosan artık. Ama izlediğin bir şey sana gnahahaskktr dedirtebiliyosa o zaman onu yapana da, çizene de, seslendireni de küfrede küfrede pazara gidersin. Götürür seni. İşte South Park böyle bir saçma sapanlık abidesi. Adamlar her bölümde öyle bir olguyu o kadar komik, akıllıca ve eğlenceli ele alıyolar ki ya yeter be diyesin, Trey’in annesi kötü kadınmış diye söylenti çıkarasın geliyor. İşte yine böyle hissettiren anlardan birinin sebebi 1110 - Imaginationland bölümü için yaptıkları -daha doğrusu remix ettikleri- bir şarkıydı. Şarkının süresi 44 saniye. Lakin o 44 saniye süresince aklında olan tek şey albümü acilen satın alma (kasten download yazmadım böyle bi albüm olsa seçkin müzik marketlerde aranır ve bulunur) isteği. Bierko - Entering The Gas Company ve Aaje Nachle – The Chase Begins’in bir karışımı. Şahsen Bierko versiyonunu dinlemedim, dinlediysem de hatırlamıyorum, Aaje Nachle’ninkinden de esinlenilmiş besbelli. Telif hakları meselesi yüzünden remix yapılmış (Trey’le Matt bunu hep yapıyor) ama orijinalinden daha güzel olmuş meret. Başladın mı bırakamıyosun. Şimdi izninizle now suck on this demek istiyorum.
Adsl’nin yaygınlaşmasıyla birlikte sanırım yurdum insanının birçoğunun uyku saatleri de dramatik değişimler göstermeye başladı. Eskiden, eskiden dediğim de şundan 4-5 sene öncesine kadar, kabaca 15-25 yaş civarındaki topluluğun sanırım çok küçük bir kısmı düzenli olarak gece 03:00 civarı ayakta olurdu. Bunların da çoğu ikinci öğretim okuyan öğrencilerdi haliyle. Şimdiye baktığımda ise, biliyorum ki tonlarca insan farklı farklı sebeplerden ötürü sapıtmış bir uyku düzenine sahip durumda. Günümüzde ise gece 01:00-02:00 gibi birisiyle nette karşılaşıp konuşmak olağan bir durum halini almış gibi geliyor bana. Neden böyledir anlamış değilim? Gece bilgisayar başında takılmak daha fazla zevk veriyor olabilir. Kişi ne ise işi, onunla gece uğraşmak istiyor olabilir. Ailesiyle yaşıyorsa, sevgilisiyle daha rahat konuşabilmek için evdekilerin yatmasını bekliyor olabilir. Gündüz çuvala girmiş, bulunamıyor da olabilir. Ama bir şekilde bu döngü belli bir toplumu saracak şekilde çoktan yola koyulmuş, yeni bir sosyal saat düzeni oluşmuş durumda: Gündüz -daha doğrusu öğlen- 12:00, 13:00 gibi uyanınca bir insan, günlük alışkanlıklarını yerine getirme süreci de orantılı bir şekilde kayıyor olabilir. Bu düzen kimine göre boktan kimine göre daha çekilebilir olabilir. Ama olumsuz yönünden bakmak tabii ki çok daha kolay ve mantıklı olacaktır. İnternetin yaygınlaşmasının benim gözümdeki en olumsuz yanı gelecek nesiller üzerinde olacaktır. Bugün kendini bilen bir kişi, görece düzensiz bir yatma-kalkma saatleriyle yaşıyorsa o onun kontrolünde, bilincinde yapılan bir şey olarak kabul edilebilir. Yanlışsa kendi bileceği bir şeydir. Ancak ortaokul, hatta ilkokul çağındaki veletlerin geceyarılarına kadar bilgisayar başında takılması, çocuk olduğundan bir haber, internetin türlü ortamlarında kendini kaybetmesi beni üzüyor. Kendimden bir örnek vermek isterim. Bir dönem keyifle oynadığım bir bilgisayar oyunu vardı. İnternet üzerinden arkadaşlarla oynadığımız bir oyun. Boş zamanımda da oynardım, ertesi gün vize ya da final sınavım olsa da ders çalışmaktan kafam ambale olduğundan o kafayı rahatlatmak için yatmadan önce, geceyarısı da oynardım. Kimi zaman sabaha karşı saat 03:00 veya daha geç bir saatte de oynadığımız olurdu yani. Her neyse… Oyunu oynanlar arasında, oyunu abilerinden öğrenmiş 9-10 yaşlarında birkaç tane ufaklık da türedi zamanla. Gündüz oynadıklarını görüyordum, çok ters gelmiyordu. Ancak zamanla bu veletlerin geceyarıları, normal bir çocuğun onuncu uykusunda olması gereken saatlerde oyunda olduğunu görünce bu işte bir tuhaflık var dedim kendi kendime. Şimdi bu çocuğun normal bir gelişime sahip olması mümkün müydü? Öğlene kadar yatakta uyuyorsun, kahvaltı ediyorsun, bilgisayar başında oyunu açıyorsun. Akşam yemeğine kadar oradasın. Yemekten sonra tekrar oturuyorsun… Geceyarılarına kadar. Ve sen nefes aldığın ortamın bile gelişimininde büyük etkilere sahip olacağı bir yaştasın. Bu bir de sadece benim deneyimlediğim bir olay. Kim bilir benim bilmediğim kaç bin tane ufak çocuk vardır böyle? Şimdi burada suçu doğrudan internete mi atıyorum? Hayır. Tabii ki suç onların annesi, babası, abisi, ablası olacak vasıfsız insanlarda. Ama ben bu durumun nereye gideceğini endişeyle merak ediyorum. Bugün youtube’de ya da başka yerlerde gördüğümüz küfür dolu, birbirinden alakasız yorumları yapanların yaş ortalamasının 15′i geçeceğini sanmıyorum. Demek istediğim şu; şimdi biz bu tip yorumları gördüğümüzde “yahu ne biçim memleketiz, iki dakika doğru duramıyoruz” vb. düşüncelere kapılıyoruz ya, bu aslında sadece bir sürecin başlangıcı da olabilir. Bu tip dengesiz bir kafa yapısıyla yetişen nesil arkamızdan geliyor. İleride insanların birbirine nasıl bir saygı sergileyeceğini kestiremiyorum açıkçası. Karakteri, zihinsel gelişimi hiçbir şekilde oturmamış bir insan sürüsüyle karşılaşabiliriz (evet, bugün bile lise, hadi bilemedin daha yeni üniversiteye girmiş gençlere bakınca insan bir garip oluyor, ‘bu mudur yani?’ diyor). Nereye gideceğiz, hiç bilemiyorum. İleride çocuk sahibi olsam, çocuğumu nasıl kontrol edicem bilemiyorum. Kontrol kelimesi de kendi içinde bir korku veriyor zaten.
Gerçekten de nefis. Annem “oy atıcam ama telefonu beceremiyorum” derken dikkat edip dinlemiştim geçen pazar. Kerem sağolsun videosunu da bulduk. Büyük ihtimalle albümünü de alırım çıkınca.
quasimodox bundan önce yine HL2 karakterlerinden Alyx‘i yapmıştı. Ama bu sefer daha eğlenceli ve kullanışlı bir figürü tamamlanmış. Team Fortress 2 nin “murulmurul” konuşan ateşli elemanı PYRO! Yapım sürecine buradan ve buradan bakabilirsiniz. Ne kolay ne de zor bir iş. Ama açıkçası harika ^^ Özellikle, mum olarak gecenize renk katabilir efendim. Çakmağını istiyorsanız heveslenmeyin. Zira cepte taşıması pek kolay olmayabilir.
Efendim merhabalar, yüsek bir transfer ücreti ile 3+1 yıllık anlaştığım yeni sitemde ilk yazıma hızlı bir giriş yapmayı uygun gördüm. Bu günlerde bir yavru ceylan misali bir şarkıdan öbür şarkıya, bir grupdan öbür gruba sekip duruyorum. Haliyle bir birikim, bir kulak kabarıklığı, hafif bir kızarma ve yanma oluyor. Lafı çok çekiştirmeden sizlere de son bir, iki haftada kulağıma takılan bazı grupları türleri ile birlikte kısacık yazıp kaçıyorum, aratın, bulun dinleyin, sevin sevdirin efendim. Hoşçakalıverin.
Arid - You Are (indie mi desem, belçika usulü rock mı desem, bi’ dinleyin hele)
Alphabeat - Fascination (türü dünyanın en neşeli parçası, budur)
Matt Costa - Mr. Pitiful (biraz akustik, biraz indie)
The Cinematic Orchestra - To Build A Home (Downtempo diyen var, nu jazz diyen var, kafa karıştırmayın)
Tokyo Police Club - Your English is Good (Kanadalılar, indie yapıyorlar, dinlenir yani)
Gus ve Fin ukulele çalarak Blitzkrieg Bop söylüyor. Çok eğlendim açıkçası. Canlı The Ramones performansı için buradan lütfen. Ayrıca aşağıda Rob Zombie cover’ını da dinleyebilirsiniz. Hepiciği birbirinden güzel efendim.
Mourah’ı STR8 reklamlarındaki J.Butterfly parçasıyla tanıdı çoğumuz. 2003 yılında çıkardığı From One Human Being To Another albümü Electro, Down-tempo ve Drum & Bass tadında diyebiliriz. İlla benzetmek gerekirse Massive Attack, Smoke City, Bonobo ve Lamp ile aynı daire içinde sayabiliriz. Albümde 11 parça var. Biz burada üç tanesini sizlere takdim ediyoruz.
Ayrıca 2005 yılı çıkışlı New Versions EP’sinde çoğu parçayı Portekiz ve İsveçli yorumculardan dinleme şansınız var. Her iki albüm de Itunes gibi online müzik marketlerde mevcut.
Yakın zamanda yola çıkacaksanız mp3 playeriniza atmaniz gereken Mourah parçaları;
Mourah - J.Butterfly
Mourah - Let It Slow Flow
Mourah - A Bow
Erken 1960′larda kurulan İngiliz pop/rock öncüleri. Adları The Beatles, The Rolling Stones ve The Who gibi gruplarla anılan eski topraklar diyebiliriz onlara. You Really Got Me, Lola ve Waterloo Sunset bilinen parçalar arasında. Bugün sizlere daha nadir ve güzel iki parçayı yazı bitiminde sunucağız. Kendilerini daha fazla tanımak için bu unofficial siteden yararlanabilirsiniz. Bitti.
The Kinks - This Time Tomorrow
The Kinks - Picture Book
Biliyor muydunuz notu: 90larin sonunda Ray Davies’in Yo La Tengo ile beraber çalıştığını, Damon Albarn’in bir Ray Davies hayranı olduğunu ve yine Ray’in The Pretenders lideri Chrissie Hynde‘den 1983 yılında bir kız çocuğu sahip olduğunu…
Sevgili yazarlarımız ve okurlarımız,
Yaklaşık bir haftadır bozukplak.net’in sunucusunu değiştirmek için uğraşıyorduk. Eski sunucumuz yuesey sınırlarında olduğundan ulaşım pek yavaş oluyordu ve ayrıca ancak rss’imizi engelleyen bir iki kod sayesinde size reklamsız ulaşabiliyorduk. Bu tür teknik detayların verimimizi düşürdüğünü farkedince (hahah-ha) hemen harekete geçtik ve database’imizi yedekleyip bakweb.net‘in sayesinde yeni sunucumuza taşındık. Tabi bu süreç pek kolay olmadı. Yaklaşık 3 yedekleme 5 upload sonucunda eskisine en yakın hale ulaşabildik.
Sebebini bulamadığımız ve sonrasında pek de kafa yormadığımız sorunlar Kerem’in yazarlığının daha olmadığı, bazı yorumların yapılmadığı bir tarihe attı bizi. Yakında son iki yazıyı da burada görebilirsiniz. Kaybolan yorumlar içinde kusurumuza bakmayınız efendim.
Ayrica yeni sunucumuz için bakweb.net’e ve Nilüfer’e kocaman sevgiler.

“Here is the mystery of Seattle’s Cave Singers: They never listened to much folk music, they never intended to play folk music, and more importantly, their guitarist never picked up the instrument until recently. Yet, this strange trio is writing and performing some of the most hypnotizing folk music we have today.” Matador Records
İlk videolarini Mike Ott cekiyor. Invitation Songs albumunden Dancing on our graves
Ayrica;