May 12th, 2009

SansüreSansür | YAY! Hareketi

Yazar: Gökhan - Kategorisi Güncel

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
May 5th, 2009

Bugün Hıdırellez

Yazar: Barış - Kategorisi Diğer


Hıdırellez’de dilenen şeyler gerçek oluyor. O yüzden bu sene de Ahırkapı’ya gidip hem dileğimi tutucam hem de romanları dinleyip derdimi tasamı unutmaya çalışacağım. Böyle bir imkanı olmayanlar ise gece yatmadan önce, dilediği şeyin resmini çizip, onu bir yerlere (genellikle balkona falan bırakılır) saklaması gerekiyor. Geçen sene tavşan istemiştim, o yüzden 62 yazmıştım kağıda. Sonra korkmuştum, plakası 62 diye Tunceli’ye falan düşmekten.

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
May 2nd, 2009

Lookbook - I fear you, my darkness EP

Yazar: Barış - Kategorisi Müzik

Yeni bir grup. Oldukça yeni. İlk EP’lerinden 3-4 şarkı dinleyebilme şansım oldu. Güzel. Özellikle my darkness ve king of con şarkıları… M83 dandik olmasaydı ve kadın vokal olsaydı böyle olurdu sanırım. Distortion’ı falan dayasan, çok sağlam shoegaze şarkılar yapılır bu Lookbook ile. Ama bu haliyle de oldukça güzel. EP’nin tamamı henüz soulseek’te falan bulunamıyor.

my darkness.mp3
believe the hype.mp3

myspace

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
May 1st, 2009

4. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali

Yazar: Barış - Kategorisi Etkinlik, Sinema

İstanbul, Ankara ve İzmir’de başlıyor. Biletler ücretsizdir. Güzel filmler var gerçekten de. Film gösterimlerinin yanında, çeşitli atölye çalışmaları da gerçekleştirilecektir. Daha sonra anadolu’nun başka başka şehirlerinde de tekrarları yapılacaktır.

http://festival.sendika.org/index.php

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
April 4th, 2009

Demokratik Okyanusya

Yazar: Gökhan - Kategorisi Politika

Savaş Barıştır
Özgürlük Köleliktir
Bilgisizlik Kuvvettir

Hakikat (Doğruluk) Bakanlığı, George Orwell’in 1984 adlı romanındaki Okyanusya’nın dört büyük bakanlığından birisidir. Bu bakanlık haberler, eğlence, eğitim ve güzel sanatlarla ilgileniyordu. Amacı ise, doktrine uygun şekilde tarihi yeniden yazmak ve gerçekleri bu uğurda sapıtmaktı. Örneğin Büyük Birader’in öngördüğü bir durum yanlış olursa, Hakikat Bakanlığının çalışanları bu söylemin tarihini bulup, o güne ait bu konu ile ilgili bütün haberleri değiştirir, sanki tam tersi söylenmiş gibi yansıtırlardı. Bu sayede parti her zaman haklı olur ve hatasız ve güçlü bir parti imajı daima korunurdu. Keza eğitimin de bu bakanlık çatısı altında olması, kısa süreli şuura sahip ve bilginin yeterliliği ile kaynağını sorgulamayan yurttaşlar yetiştirilmesi için idealdi. Çünkü aslında bilgi demek kuvvet demekti.

Peki bilgi ne demektir? Bilgi her şeydir. En başta iyiyi, doğruyu ve güzeli kavramaktır. Böylece kötüyü anlamaktır. Geçmişini bilen, gününü kurgulayabilen ve geleceğini planlayabilen bireyleri var edendir bilgi ve bizleri düşünmeye sevk edendir. “Bilgi güçtür.” (F. Bacon) “Bilgi iktidardır.” (K. Marx)

Fakat çoğu iktidar açısından bilgi amaçtan ziyade araç olmuştur. Bilginin varlığı ve yokluğu iktidarın güç dengesini belirlemiş, iktidarın sürdürülebilirliği için bilgi araç olarak kullanılmıştır. Orwell’in devletinde bilginin tek taraflı, yani parti için, varlığı mutlak bir gerektir. Bu bilgi sahipliği iktidar tekelinde kalmalıdır ki, toplumdaki bireylerin zihni sadece Okyanusya’nın geleceği için çalışsın, başka amaçlara, özellikle iktidarın paylaşımına hizmet etmesin. Bu tür obskurantizme tarihimizde de sıkça rastlanmıştır. Örneğin ortaçağ avrupasında dini ve entelektüel sahada ölü bir dil olan Latincenin kullanılması gibi. Böylece Roma ve Antik Yunandan miras kalan bilgi Rönesansa kadar Katolik kilisesinin tekelinde kalmıştır. Bu tür güç unsurlarına dayanan iktidarlarda bilginin kaynağı otoritenin hakimiyeti altındadır. Enformasyon sadece iktidarın eliyle olur ve kurşun geçirmez katılığa sahiptir.

Orwell’in Okyanusya’sında ve tarihin derinliklerinde bilginin iktidar ile olan bağlantısı yukarıda anlattığım gibi tek taraflı amaca yöneliktir. Günümüzde ise, şartlar değişmiştir. Artık bilgiye ulaşmak daha kolaydır. Bilginin kaynağını sorgulayabilmek ve en azından inanmama hakkına sahip olmak bireylerin ufkunu açmıştır. Elbette bu söylediklerim her birey için aynı olmamaktadır fakat günümüzü geçmiş ile kıyasladığımızda, veyahut Okyanusya ile, halimizin daha iyi olduğu su götürmez bir gerçektir. Fakat bu demek değildir ki, son derece şeffaf bir yönetim şekli bütün devletlerce benimsenmiştir. Halen daha sansür uygulamaları en demokratik devletler tarafından yapılmakta, bilginin varlığı üstünlük için paylaşılmaktan kaçınılmaktadır. Önemli bilgilerden ziyade suni gündemlerle halk uyutulmaktadır. Aslında dünya üzerindeki iktidarlar bu günlerde bilgi üzerinde denetimini kaybetmiştir diyebiliriz. Guantanamo’da yaşananlar araştırmacı gazeteciler ve bağımsız bilgi kaynakları tarafından ortaya çıkarılmıştır. Irak savaşında CNN haber bültenlerinden ziyade El-Cezire kanalı takip edilmiştir. Bunlar gibi örnekler ifade özgürlüklerine ve bilginin asıl kaynağına yani çıkış noktasına taraflı veya tarafsız ulaşmanın olanağını göstermektedir. Lakin, bu sefer de iktidarlar insanların bilgiye olan susuzluğunu başka yöntemlerle gidermiştir. Tıpkı bir hafta süren diziler, realite şovları ve düşündürmeden güldüren eğlence programları gibi. Evet; zaman değişmiş, gelişim sağlanmıştır ama yine de iktidarın bilgi ile olan ilişkisi toplumun çıkarından çok kendi çıkarına hizmet etmiştir.

Sonuç olarak bilgi iktidarın hem unsuru hem de ta kendisidir. Nasıl zamanında kilise günah çıkarma seanslarıyla insanların sırlarını öğrenip toplumu maniple etmekte başarılı olduysa, günümüzde de partiler seçmenlerin istekleri ve arzuları doğrultusunda propagandalarla iktidara gelmekte ve aynı yöntemlerle yerlerini sağlamlaştırmaktadırlar. Yani bilgiye ulaşabilmek kadar kullanabilmek de önemlidir. Aynı durum bireyler için de geçerlidir. Çünkü yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz ve bilgilere kolayca ulaşabiliyoruz. Artık bilgiyi tekelde tutmak çok güç. Araştırarak bulduklarımızı inceleyip harmanlayıp özümsemek ve kullanmak gerekiyor. Ve mutlaka paylaşmak. Çünkü bilgi kuvvettir.

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 18th, 2009

Domino

Yazar: Barış - Kategorisi Diğer

Kafa bazı zamanlarda, dönüp dolaşıp aynı şeyleri düşünmekten başka bir şey yapamaz oluyor. Aslında bu tam anlamıyla dönüp dolaşıp aynı yere gelmek gibi değil de, domino oyununda olduğu gibi, ard arda dizilen düşüncelerin hep belirli bir şekil ve istikamette gitmesi ve her zaman belirli sayıları kullanmak zorunda kalmak gibi bir şey. Elinde çok fazla 6 içeren taş varsa, o 6′yı elinden çıkarmak için ya sonu 6 ile biten taşı koyacaksın son hamlende, ya da karşındakini 6 koydurmaya çalışacaksın. Zaten karışık olan da burada başlıyor; karşındakini de kendi istediğin yönde hareket ettirme ihtiyacı…
Bu müthiş şarkı, bu anlamsız yazıya güzel uyuyor sanki… Matmos - Les Folies Françaises

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 17th, 2009

90 Dakika Üzerine

Yazar: Barış - Kategorisi Diğer, Güncel, Spor

Kenan Onuk zamanın 90 Dakika’sıyla, onun ölümünün ardından izlediğim -4 seneye yakın bir süre oldu- 90 Dakika arasında büyük bir uçurum vur. İlk aklıma gelen fark, Onuk zamanındaki programın bir sinir harbine dönüşme gibi bir ritüeli yoktu. Oluyorsa da çok nadir ve -bunu söylediğime inanamıyorum- büyük ihtimalle haklı görülebilecek sebeplerden dolayı oluyordu. Sanırım Kenan Onuk’un kalitesi bunu yaratan faktörlerden biriydi. Onun ardından, programı adam gibi idare edebilen, Hıncal ve Haşmet’in altında ezilmeyen biri gelmedi. Fuat Akdağ alınmasın ama, bu program için konuşmak gerekirse, kendisi son derece sünepe bir şahsiyet gibi geliyor bana. Ne programın gidişatını, akışını ustaca idare edebiliyor, ne de sözü kesilmeden bir ya da iki cümle bitirebiliyor. Hıncal’ın coştuğu ve coşturduğu anlarda ise, olaya el atması ise bizim için tamamen hayal olmuş durumda. Tek dediği ‘eee, aslında reklam, eeeee, zamanı, eee, …” tarzı cümleler oluyor sanki.

Onuk sonrasındaki farklılıklardan bir diğeri de, adamların futbol konusundaki görüşlerinin çok daha az saygı duyulur bir kıvama gelişidir. Tamam, eskiden de öyle süper, derin taktiksel diyaloglar yaşadıkları yoktu ama bu tip diyaloglara girdiklerinde bile insana çok mantıksız gelebilecek görüşler bildirmiyorlardı. Ama asıl önemlisi, oyunun taktik boyutunun dışındaki mevzulara bakışları, diyalogların akışı insanın hoşuna gidiyordu. Oldukça keyifli geliyordu Haşmet’in karakartal hakkındaki yorumları… Ama bugün öyle mi? Sanmıyorum. Bir kere, Hıncal’ın yaptığı yorumlara Hıncal’ın kendisinin nasıl inanabildiğinden emin değilim bugün ben. Olaylara hep “ulan ben ne yapıp edip, durumu dünyanın en kötü, en aşağılık, en berbat ve cahilce şeyi olarak göstermeliyim” kasışıyla yaklaştığından mıdır, yoksa yaşından mıdır bilinmez; beş cümle ediyorsa, dördünde kimden veya neyden bahsediyorsa onu yerin dibine sokması, tutulur yerini bırakmaması artık insanda dinleme gücü bırakmaz oldu. Hele mevzu Galatasaray ise, Hıncal’ı ve onun nefretini durdurabilene aşkolsun. Ha, tabii şu da var. Galatasaray konusunda ne kadar nefret dolu ve kötümserliğin en yüksek noktalarında dolaşan cümleler kurmuş olursa olsun, alttan alttan takımın yaltakçılığını da en iyi şekilde ve en ucuz şekilde de yapabilmektedir. İşin kötü yanı ise, Hıncal’ın bu şovmenliğine kimsenin ses çıkarmaması, “bir dur orada Hıncal ağabey” diyememesidir. Tek istisna, sanırım Mehmet Demirkol idi. Onun da akıbetinin ne olduğunu herkes biliyor. Hıncal Şov yıllardır devam ederken, Haşmet de iyiden iyiye basiretsizleşen, Hıncallaşan biri oldu çıktı. Eğer çok alakasız bir şeyden bahsetmeyecek ise, diyeceği şeyin temelde Hıncal’ın dediği saçma sapan cümlelerin bakış açısından çok da kopuk olmadığı insanın canını iyiden iyiye sıkıyor. Bilmiyorum, eskiden program bir Hıncal time, bir de Haşmet time şeklinde gidiyordu ve her ikisinin odaklandığı ve anlattığı şeyler birbirinin karbon kopyası gibi durmuyordu. E, bir de derleyici, toparlayıcı ve Hıncal’ın sürekli takıldığı Kenan Onuk da vardı. Denge Politikası vardı sanki üçünün arasında, ama keyifli bir denge politikası.

Son birkaç yıldır, ne futbol muhabbetleri, ne futbol dışındaki geyikleri -ki çok azaldı bu- çekilebilir bir program olup çıkmıştır bu 90 Dakika. Haşmet’in ve Fuat’ın Hıncal karşısındaki sessizlikleri ve uyumu hiç mi hiç sarmıyor artık. Alemlerin en delikanlı adamlarından Cem Dizdar’ın da katıldığı Karşı Saha’ya akmak en mantıklısı. Ama o da iki haftadır yayınlanmıyor. Biz de Hıncal Şov’a bağlıyoruz mecburen. Neyse, İbo Şov bitmiş. Hıncal bitmesin, ama bir düzelsin, toparlansın artık.

guided by voices - blimps go 90

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 11th, 2009

Tune-up Utilities

Yazar: Barış - Kategorisi Diğer, Yaşam


Bilgisayarlarda antin kuntin dertlere deva olması için kullandığımız bir yığın yazılım var. Yok antivirüsü, yok nerosu, yok soulseeki, yok mesanesi, derken sanal hayat ne kadar da kolaylaştı ya… Bazen insan vücudu ya da beyni için de böylesine programların bazıları olsa diye düşünürüm. Kurcaksın nortonu, mcafeeyi, grip falan olmayacaksın kolay kolay.

TuneUp Utilities diye harika bir program var bilgisayarlar için. Yüklüyorsun, bilgisayarındaki bütün yapısal sorunları hallediyor tek başına. Harddiskini birleştiriyor, registry temizliyor, backupları kontrol ediyor, vs… Antivirüs falan hikaye, aslında bunun insanlar için bir versiyonu olmalıydı. Bir basıcan, kafaya defrag çekicek, bi basıcan, bu ülkede yaşadığın, gördüğün gereksiz anılar gibi akıldaki gereksizlikleri, kayıtları, registry cleaner gibi temizleyip düzenleyecek. Gerçekten şahane olurdu. İlerde olur belki ya, kim bilir?

O değil de, bu Mourinho hıyarı gitmiş, yine “Sir”e ileri geri konuşmuş, sonra da sir emekli olduktan sonra united’de görev yapabileceğini ima etmiş. Ulan sana mı kaldı oralar? Ama olur da böyle bir şey gerçekleşirse, bir registry cleaner gerekecek biz unitedlilere; geçmişteki kıllıklarını unutmak için.

jamie lidell - another day.mp3
jamie lidell - multiply.mp3

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 10th, 2009

To do list

Yazar: Utku - Kategorisi Diğer

Bir filmin, bir şarkının, bir hikayenin, vb.  keşfi ne kadar tekil ve kendine özgü bir duygu ise, bunları başkalaştırmadan, kenarını köşesini bükmeden, ucunu bucağını değiştirmeden yaşayabilmek de o kadar ferah ve serinletici bir histir bünyelerimiz için. Çoğu keşifler tesadüfi olsa da, bunların keşfedilme olasılığı sadece tesadüf ile açıklanamaz. Bunların her biri aslında kişinin kendisi için çizdiği yoldaki uğraklarlarıdır.

Hiç hazzetmediğim şeylerden biri, yıllardır orada duran bir filmin, bir şarkının, vb. “to do list” sığlığında tavsiye edilmesi, hatta tavsiyenin de üzerinde dikte ettirilmeye çalışılarak özünden koparılması ve bu yolla da eserin tüketilerek disipline edilmesi arayışlarıdır. Defalarca bu blog’da yerden yere vurduğum “kıymet bilmez” yeni neslin bu hazzetmediğim şeyi sürekli yaptığına tanık olmaktayım.

Bu çocuklara kalıpların dikte ettirilmiş olması, onlara kalıplara uymayan herşeyi terbiye etme, üzerinde yapay bir hakimiyet sağlama ve nihai olarak da kendi kafasındaki kalıba uydurarak içini boşaltmaya yöneltiyor maalesef. Bahsi geçen ritüel, eserlerin ezberlenerek hafızaya  depolanması, kendince hayatındaki önemli bir an ile ilişkilendirilerek sözde-kişiselleştirilmesi ve en nihayetinde kendisinden daha iyi bir anlamın çıkarılamayacağı kanısıyla tepeden bakan bir tavırla üçüncü kişilere dikte ettirilmesi ile gerçekleştirilir. İşin en sinir bozucu yanı da bu arkadaşların tüm bunları yaparken -yüksek sesle söylemeseler ya da inkar etseler de - entellektüel bir paylaşım yaptıklarını düşünmeleri ile kendi değerlerine değer katma, gereksiz ve temelsiz olan içi boş özgüvenlerini her seferinde yeniden tesis etme arayışlarıdır.

Zaten bir iki yazımla bu blog’un huysuz ihtiyarı olmuşum çıkmışım, şimdi bütün bunları neden yazıyorum diye kendime sordum ve cevabı yine kendim verdim. Tavsiye örtüsü altında şişirilmiş özgüven tazelemelerine karnım tok! İlk cümlede de belirttiğim gibi kenarını köşesini bükmeden, gereksiz anlamları eserlere eklemlemeden bunları okumak, izlemek ve dinlemek varken ucuz self-marketing’e ne gerek var? Bunları cafcaflı giysiler gibi üzerine giymeye çalışıp niye deforme ediyosun be güzel kardeşim?

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 9th, 2009

Yemek sevmek

Yazar: Barış - Kategorisi Diğer, Yaşam

Yemekleri, değişik lezzetleri sevmek, gerçekten sevmek, sevebilmek harika bir duygu. Güzel bir pilav size sevgiliniz gibi trip atmaz. Ya lapa gibidir, ya tane tane, ya da biraz kuru. Lapaysa, kuruysa, gidip yoğurt, kalmış et-tavuk suyu vb. eklersin, yersin. Tane tane ise lafa gerek yok zaten. O öyle durur sadece. Sen kendi kafana göre takılırsın, nasıl hissediyorsan onu yaparsın ve kafan rahat olur sonuçta. Önünde gördüğü değişik malzemeler ile nasıl bir şey yapacağını düşünen insanın sorunu, sorunların en güzellerinden biridir. Kendiyle başbaşa kalmanın verdiği rahatlatlık, sonucunda lezzetli olmasının umulduğu yemeğin verdiği heyecan, pişirme-hazırlama sürecinde, bazen saatler sürse bile, insanın başka salak saçma şeyleri unutup sadece o yemeğe odaklanabilme gücü… Kıpkırmızı çeri dometesini bıçakla keserken çof diye patlayarak etrafa sıçraması, patatesleri ezerken ki “aman pütür kalmasın mükemmeliyetçiliği”,  enfes bir peynirin yanında yudumlanan kırmızı şarabın ağızda bıraktığı hafif tuzlu-mayhoş tat, güzel pişmiş bir levreği yerken gözlerin kocaman açılarak sadece o balığa ve kılçıklarına odaklanılması… Evde yemek pişirmek ve yemek, bence insanın kendi evi-mutfağı olması için yeterli nedenlerin en başlıcalarındandır. O evde dırdırı buzdolabındaki trakya eski kaşarı, ezine koyun peyniri yapmayacaktır.

Zoo Animal - The Kitchen

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 8th, 2009

Huh

Yazar: Barış - Kategorisi Diğer

Boşluk içinde olmak hiç çekilemeyen bir şey. İnsanın içindeki şevk bir yerlere gidiyor, onu bulabilmek gittikçe zorlaşıyor. Şevkin gitmesi, insanın kendisini, o içinde bulunduğu durumdan çekip çıkarması için yeterli çaba göstermesini de zorlaştırabiliyor. İnsan içinde bir sis bulutu olduğunu görüyor ama o sis arkasına geçemiyor. Belki birçok şeyi hazır, hap halinde yutmalık elde ettiğimizden dolayı bu güçsüzlük daha da çok işliyor insanın içine. Mala bağlamışlığın ne olduğu bizzat yerinden öğreniliyor. Günler, haftalar, aylar bir kıvılcımı beklerken geçip gidiyor. Daha kötü olan ise, o geçen zamanların farkında olmak.

İnsan daha basit, daha aptal, daha az düşünen ve düşündüğünde daha direkt düşünebilen, çok fazla getirisi nedir-götürüsü ne olur hesabı yapmayan biri olduğunda daha çok mutlu olabiliyor. Çünkü yapması gereken şeyleri basitleşitirdiğinden ve sorgulamasını azalttığından dolayı mutlu olabildiği şeylerin hayatındaki diğer gelişmelere göre oranı oldukça fazlalaşıyor. Öte yandan bazı insanlar ilk izlenime göre değerlendirilse, sanki mutsuz olmak için yaşıyormuş gibi duruyor. Çok fazla sorgulamalar, çok fazla önemsemeler derken kafa allak bullak oluyor. Bir şeyleri dürtmeden rahat duramıyor kafa. Ee, insan da genelde kendini mutlu edebilen şeyleri değil de, diğer şeyleri dürter, eller, bu neymiş, bu neden böyleymiş diye eşeler durur günlük hayatını. Bu bana kalırsa fazla odaklanmadan kaynaklı, odaklanamama sorunu ile sonuçlanabiliyor. Hayatın birçok zaman berbat olduğu gerçeği yadsınamaz. Ama bana kalırsa, insan zekası, eğer topluma, ona, buna bir çeşit fayda sağlayamayacaksa, bir süre sonra bir miktar boşvermişliği hakeden bir şeydir. Çok az şeyin bile mükemmel olmasının imkansıza yakın olduğu bir durumda, insanı rahat, sakin ve “sadece belli bazı açılardan” mutlu kılabilmenin yolu bir şekilde dış faktörlerden uzaklaşıyor, kişinin kendi kendisine bakabilmesiyle orantılı hale geliyor. Kendine bakabilmesinden kastım, iyi beslenmesi, spor yapması falan değil. Kendini mutsuz, huzursuz yapan şeyleri iyi analiz edebilmesiyle alakalı. Bu analiz dahilinde dış faktörleri görmek en kolay şeydir. Zor olan kendi içini görebilmek sanırım.

Kendi içini, o içindeki sisin arkasını görebilmek, insanın hayatında en çok istediği şeylerden bile olabiliyor. Oldukça acı bir durumdur bu. Sadece ümit ederek geçiyor günler.

Not: Amma saçma bir yazı oldu ya...

Baby my head’s full of wishes
Baby my head’s full of pictures
Baby my head’s full of colors

G 500 - Pictures

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 7th, 2009

Losing Haringey

Yazar: Gökhan - Kategorisi Müzik, Yaşam

The Clientele - Losing Haringey

“In those days, there was a kind of fever that pushed me out of the front door, into the pale, exhaust-fumed park by Broadwater Farm or the grubby road that eventually leads to Enfield: turkish supermarket after chicken restaurant after spare car part shop. Everything in my life felt like it was coming to a mysterious close: I could hardly walk to the end of a street without feeling there was no way to go except back. The dates I’d had that summer had come to nothing, my job was a dead end and the rent cheque was killing me a little more each month. It seemed unlikely that anything could hold much longer. The only question left to ask was what would happen after everything familiar collapsed, but for now the summer stretched between me and that moment. More

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 6th, 2009

Help me chill

Yazar: Gökhan - Kategorisi Müzik

İşlerinizin arasında yığılmış kalmış, okumalarınızı yapmamış, ödevlerinize daha başlamamış, yanıbaşınızda yığılan dosyalara hala el atmamış, bekleyen telefonlara e-maillere cevap vermemiş, bugun teslim edilmesi gereken evrakları yetiştirememiş veyahut sıkıntıdan patlamak üzere, hava kapalı nefesiniz zar zor çıkıyor, balıklama dalınacak aktivitelerden uzak, arkadaşlarınız meşgul gibi tonlarca nedenden bir tanesiyle müzdarip iseniz; yani kısaca rahatlamaya ihtiyacınız varsa, size rahatlamanıza yardım edecek bir reçete yazıyorum.

helpmechill.com

Bir kaç haftadır evde ofiste bu radyoyu dinliyorum. Lastfm, myspace ve facebook sayfaları mevcut. Bu sitelerden de güncel konuları takip edebilir, ve hatta peçeteye parça isteği yazıp yollayabilirsiniz. Ayrica belli konulara yoğunlaşmış podcastler de mevcut (bknz: Meditation, Living a Chilled Life, ve Nutrition)

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 4th, 2009

Broken Flowers

Yazar: yesim - Kategorisi Müzik, Sinema

Herkes ilk fırsatta Jim Jarmusch’un son filmi Broken Flowers‘ı izleyecek. Ardından da soundtracki edinecek. Bu konuda sizden söz aldığımı varsayarak sizlere soundtrackten bir şarkı hediye edeceğim az sonra.

Bir de orta boy hediyem var. www.grooveshark.com Bedava ve sınırsız müzik dinleme platformu. Siteden ilk dinleyeceğiniz şarkı da benden geliyor; Holly Golightly-Tell Me Now So I Know

Saygılarımla.

 

 

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg
March 1st, 2009

Ken’s Virtual Drumkit

Yazar: yesim - Kategorisi Müzik

Adamın biri böyle bir site yapmış. Müzik ruhun gıdasıdır sonuçta diye düşündü herhalde. Fevkalade yeteneğim var ancak davulum yok, dandik bile olsa burada biraz çalarım diyen arkadaşlar için linkimiz;

 

http://www.kenbrashear.com/

 

These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Digg