Demokratik Okyanusya
Savaş Barıştır
Özgürlük Köleliktir
Bilgisizlik Kuvvettir
Hakikat (Doğruluk) Bakanlığı, George Orwell’in 1984 adlı romanındaki Okyanusya’nın dört büyük bakanlığından birisidir. Bu bakanlık haberler, eğlence, eğitim ve güzel sanatlarla ilgileniyordu. Amacı ise, doktrine uygun şekilde tarihi yeniden yazmak ve gerçekleri bu uğurda sapıtmaktı. Örneğin Büyük Birader’in öngördüğü bir durum yanlış olursa, Hakikat Bakanlığının çalışanları bu söylemin tarihini bulup, o güne ait bu konu ile ilgili bütün haberleri değiştirir, sanki tam tersi söylenmiş gibi yansıtırlardı. Bu sayede parti her zaman haklı olur ve hatasız ve güçlü bir parti imajı daima korunurdu. Keza eğitimin de bu bakanlık çatısı altında olması, kısa süreli şuura sahip ve bilginin yeterliliği ile kaynağını sorgulamayan yurttaşlar yetiştirilmesi için idealdi. Çünkü aslında bilgi demek kuvvet demekti.
Peki bilgi ne demektir? Bilgi her şeydir. En başta iyiyi, doğruyu ve güzeli kavramaktır. Böylece kötüyü anlamaktır. Geçmişini bilen, gününü kurgulayabilen ve geleceğini planlayabilen bireyleri var edendir bilgi ve bizleri düşünmeye sevk edendir. “Bilgi güçtür.” (F. Bacon) “Bilgi iktidardır.” (K. Marx)
Fakat çoğu iktidar açısından bilgi amaçtan ziyade araç olmuştur. Bilginin varlığı ve yokluğu iktidarın güç dengesini belirlemiş, iktidarın sürdürülebilirliği için bilgi araç olarak kullanılmıştır. Orwell’in devletinde bilginin tek taraflı, yani parti için, varlığı mutlak bir gerektir. Bu bilgi sahipliği iktidar tekelinde kalmalıdır ki, toplumdaki bireylerin zihni sadece Okyanusya’nın geleceği için çalışsın, başka amaçlara, özellikle iktidarın paylaşımına hizmet etmesin. Bu tür obskurantizme tarihimizde de sıkça rastlanmıştır. Örneğin ortaçağ avrupasında dini ve entelektüel sahada ölü bir dil olan Latincenin kullanılması gibi. Böylece Roma ve Antik Yunandan miras kalan bilgi Rönesansa kadar Katolik kilisesinin tekelinde kalmıştır. Bu tür güç unsurlarına dayanan iktidarlarda bilginin kaynağı otoritenin hakimiyeti altındadır. Enformasyon sadece iktidarın eliyle olur ve kurşun geçirmez katılığa sahiptir.
Orwell’in Okyanusya’sında ve tarihin derinliklerinde bilginin iktidar ile olan bağlantısı yukarıda anlattığım gibi tek taraflı amaca yöneliktir. Günümüzde ise, şartlar değişmiştir. Artık bilgiye ulaşmak daha kolaydır. Bilginin kaynağını sorgulayabilmek ve en azından inanmama hakkına sahip olmak bireylerin ufkunu açmıştır. Elbette bu söylediklerim her birey için aynı olmamaktadır fakat günümüzü geçmiş ile kıyasladığımızda, veyahut Okyanusya ile, halimizin daha iyi olduğu su götürmez bir gerçektir. Fakat bu demek değildir ki, son derece şeffaf bir yönetim şekli bütün devletlerce benimsenmiştir. Halen daha sansür uygulamaları en demokratik devletler tarafından yapılmakta, bilginin varlığı üstünlük için paylaşılmaktan kaçınılmaktadır. Önemli bilgilerden ziyade suni gündemlerle halk uyutulmaktadır. Aslında dünya üzerindeki iktidarlar bu günlerde bilgi üzerinde denetimini kaybetmiştir diyebiliriz. Guantanamo’da yaşananlar araştırmacı gazeteciler ve bağımsız bilgi kaynakları tarafından ortaya çıkarılmıştır. Irak savaşında CNN haber bültenlerinden ziyade El-Cezire kanalı takip edilmiştir. Bunlar gibi örnekler ifade özgürlüklerine ve bilginin asıl kaynağına yani çıkış noktasına taraflı veya tarafsız ulaşmanın olanağını göstermektedir. Lakin, bu sefer de iktidarlar insanların bilgiye olan susuzluğunu başka yöntemlerle gidermiştir. Tıpkı bir hafta süren diziler, realite şovları ve düşündürmeden güldüren eğlence programları gibi. Evet; zaman değişmiş, gelişim sağlanmıştır ama yine de iktidarın bilgi ile olan ilişkisi toplumun çıkarından çok kendi çıkarına hizmet etmiştir.
Sonuç olarak bilgi iktidarın hem unsuru hem de ta kendisidir. Nasıl zamanında kilise günah çıkarma seanslarıyla insanların sırlarını öğrenip toplumu maniple etmekte başarılı olduysa, günümüzde de partiler seçmenlerin istekleri ve arzuları doğrultusunda propagandalarla iktidara gelmekte ve aynı yöntemlerle yerlerini sağlamlaştırmaktadırlar. Yani bilgiye ulaşabilmek kadar kullanabilmek de önemlidir. Aynı durum bireyler için de geçerlidir. Çünkü yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz ve bilgilere kolayca ulaşabiliyoruz. Artık bilgiyi tekelde tutmak çok güç. Araştırarak bulduklarımızı inceleyip harmanlayıp özümsemek ve kullanmak gerekiyor. Ve mutlaka paylaşmak. Çünkü bilgi kuvvettir.



Barış demiş ki:
bilgi denen şeye kolay erişebilmenin getirdiği en büyük dezavantajlardan biri de, onun kıymetinin bilinmemesi bence. insan karşısına çıkan şeye ulaşırken ne kadar emek harcadığını bilinçli ya da bilinsiz bir şekilde hesap ediyor olabilir. sonunda da, o ulaştığı şeyin ‘ortada durur’ halde olduğu düşüncesiyle bunun önemini sallamamaya başlıyor.
April 9th, 2009 at 10:11 pm
Gökhan demiş ki:
evet haklısın barış. özellikle internetin bu durdurak bilmez yayılımı insanları fotokopi makinaları haline getirdi. bir yerde çıkan bir “bilgi”ye heryerde rastlayabiliyorsun artık. ve açıkçası, insanlar yolda buldukları bilgiye dönüp bakmıyorlar bile. doğru bile olsa!
April 11th, 2009 at 12:29 am