May 19th, 2007
Dün girdiğim sınav, belki de girdiğim son vize sınavıydı. Okul iki ay sonra bitiyor. Pek güzel bir his olmasa da üniversite yıllarının son bulması, şu an duygusallaşmaya gerek yok. Finallere kadar kısa bir süreliğine yoğun olmayacağımdan biraz müzik keşfi yapabilirim sanırım. Dave Derby diye bir elemana rastladım. Ne kadar biliniyor, neyin nesidir pek bilmiyorum ama "I use the soap" adlı şarkısı hoşuma gitti. Şarkı aşağıda. Ama diğer şarkıları hayal kırıklığı yarattı. Bunun dışında, Belçikalı Madensuyu'nun albümünü almak istemiştim, 15 € fiyat biçmişler, şimdilik uzak kalsın dedim mecburen. O paraya ebay'dan iki-üç tane az kullanılmış albüm alabilirim. A, B, C gibi enteresan ve ucuz sayılabiliecek alternatifler var. Bir bakıyım… 1 saat sonra da FA Cup finali başlayacak. United! United!… Kendi ligimizde berbat futbola alışmış gözlerimiz biraz şenlensin. Bir iki de şarkı koyalım alt tarafa, kulaklar şenlensin…
voxtrot - silence is a burden.mp3
stephen malkmus - verlaine/verlagne.mp3
christiana rosenvinge - king size.mp3
dave derby - i use the soap.mp3
the fa cup.com
madensuyu.be
ebay.com
dave derby.com
manutd.com
May 6th, 2007
Bir yaz günüydü adeta. Camdan kafamı dışarı çıkardığımda yüksek nemi hissetmemek mümkün değildi. Üstelik henüz öğlen bile olmamıştı. Bu tip havalarda ahşap doğramayı oldukça aratan, beyaz plastik çerçeveli pencereyi kapadıktan sonra kahvaltı için ne yiyeceğimi düşünmeye başladım. Hava zaten son derece sıcaktı ve benim canımı sıkmayacak şeyler yemeye ihtiyacım vardı. Sonuç olarak kornflakes yapıp müziğimi açtım. Patrick Wolf'un son albümüydü. Overture şarkısıyla birlikte benim de günüm başladı. Albümü dinlerken arkamdaki televizyonda spor haberlerinin bütün kanalları kapladığı hissediliyordu. Bir kulağım da oradaydı. Gün büyük gündü. Başından beri pek bir şey sergilemediğimiz bir sezonun içindeydik. Sonunda zafere ulaşsak çok da haketmediğimiz söylenebilirdi. Ancak kim hakediyor ki? Çok büyük umutsuzlukların ardından çıkan "acaba olur mu?" sorusu tabii ki Beşiktaşın şampiyon olup olamayacağı hakkındaydı. Son maçların ardından lider Fenerbahçe ile olan puan farkı 2'ye inmişti ve kendi sahamızda onları ağırlayacaktık. Her şey çok güzel değildi belki, ama kazanmamamız için de pek neden yoktu. Maç saat akşam 9'daydı. Kuzen ve arkadaşla saat 5-6 gibi Beşiktaş'ta buluşmayı planlamıştık. Artık bekleme zamanı başlamıştı. O gün İngiltere'de de City-United maçı vardı ve aynı bizimkisi gibi o da şampiyonluğu yakından ilgilendiren bir maçtı. United'in maçı tek golle kazanması beni mutlu etmişti. Gün güzel başlamıştı ve böyle devam etmeliydi. Saat 4'e geliyordu ve o an için aklımda tek bir soru vardı. Formanın içine tişört giymeli miyim? Hava zaten sıcaktı ve sentetik vb. olan forma beni pişirebilirdi. Bu sorunu da atlattıktan sonra önce Taksim'e, oradan da Beşiktaş'a yol aldım. Kuzen meşhur Şöhretler Köftecisi'ndeydi. Ben de hemen oraya gittim. Maçtan önce karnımı duvarları Beşiktaşın eski futbolcularının resimleriyle dolu Şöhretler'de doyurmaktan daha güzel ne olabilirdi ki? Biz köfteleri beklerken abim de eve gitmeden önce Beşiktaş'a gelip bizim yanımıza uğramak istemiş. Her yer siyah beyazdı, her yer Beşiktaştı. Kendisi galatasaraylıydı ama o coşkuyu görünce Beşiktaşı hemen pas geçemedi. Köfteleri yedikten sonra Çarşı'nın yanındaki Üçler marketten biralarımızı aldık ve Beşiktaş Çarşı'sının önündeki, maç günleri taraftarlarla dolup taşan, sağ tarafında Kazan, sol tarafında cami, dip tarafında kız kur'an kursu bulunduran boşluğa yürüdük. Gün, diğer günlerden farklıydı. Beşiktaşlılar daha bir heyecanlıydı ve bu da tüketilen alkol oranını doğrudan etkilemişti. Ağaç altlarında öğlen saatlerinde kurulmuş çilingir sofraları, açılan yeni rakılar, gelen giden paket paket biralar… Herkesin kafası güzeldi. Bir çokları yadırgayabilir ama bu Beşiktaş taraftarıydı. Güzeldi. Yakılan meşalelerin, söylenen tezahuratların ve şarkıların arasında kendi kendime dedim; bu taraftar bu akşam üzülmemeliydi. Saat 7 gibi stada yürümeye başladık. Dolmabahçe'den geçip stada yaklaşırken yüzüme çarpan rüzgarda deniz kokusunu hissedebiliyordum. 'Emret! Yaparım'ların arasından geçip gişelere yaklaşırken yanımdaki mavi çakmağı bir şekilde saklamaya çalıştım. İçeri çakmak vb. şeylerin yanı sıra bozuk para da alınmıyordu aslında ama komiktir, içeride su aldığında para üstünü bozuk para olarak veriyorlar. Neyse ki çakmağı içeri sokmayı başarmıştım. Sıkıntıdan içilen sigaraları yakmak için gerekliydi o çakmak. Sezonluk kombine biletimiz vardı fakat burası da Türkiye'ydi. Oturacak koltuk bulamamış, merdivenlerde sıkışık bir vaziyette maç anını beklemeye başlamıştık. Sabahtan beri devam eden bekleme sürecinin en son anlarıydı artık bunlar. Arkamda deri ceketli, 20'li yaşlarının sonlarında biri vardı. Önceki saatlerde içtiği içkiden olsa gerek, nerdeyse ayakta duramayacak haldeydi. Kaymıştı. Stad ışıklarından her biri komple yandığında takımlar ısınmak için sahaya çoktan çıkmıştı. Her maçta yaptığımız gibi ısınma düzenine bakarak ilk onbiri tahmin etmeye çalıştık. Daha sonra futbolcular içeri girdiler ve yavaş yavaş nefesler tutulmaya başlamıştı. Maçın başlamasından yaklaşık 10 dakika sonra golü yemiştik. Şok etkisi yarattığı tartışılmaz. İnönü'nün tribünlerinden teker teker dumanlar yükseliyordu. Bu dumanlar dakikalar geçtiğinde arttı. İlk yarının bitmesiyle birlikte tavan yaptı. Umutsuz olmanın, kötü hissetmenin dumanıydı bunlar. Yanan bir şey yoktu, izmaritleriyle merdivenleri dolduran sigaralardan başka. Maça sokabildiğim çakmak bu dumana benim de kendimce bir katkı yapmamı sağladı. İkinci yarıya fırtına gibi başladıysak da, baskı kursak da gol atmayı başaramamıştık. Bütün sezon boyunca "kartal gol gol gol" diye bağıran Çarşı bile gerçek gücünü gösterememişti her ne kadar maç boyu susmasalar da. Evet maçı da şampiyonluğu da elimizle Fenerbahçeye vermiştik. Maçın bitimiyle birlikte bacaklarımdaki yorgunluğu sonuna kadar hissetmeye başladım. Dolmabahçe Sarayı'nın duvarlarından birinin kenarına oturup biraz dinlendikten sonra kafamdaki tek şey bir an önce eve dönüp bu akşamı unutturacak bir şeyler yapmaktı. Bir film izleyebilirdim diye düşündüm. Oysa maçtan önce maçı kazandığımız takdirde sabaha kadar eğlenebilirim diye düşünüyordum. Eve dönmüştüm. Müziğimi açtım. Ayaklarımı soğuk suyun içinde tuttum. Çok yorgun hissediyordum. Üzülmemeliydim. Üzüldüm. Beşiktaşlıyım sonuçta.