Archive for the Diğer category

June 1st, 2008

Ezbere Konuşanlar, Ezbere Yaşayanlar! Evladım İlacımın Saati Geldi Mi?

Kategorisi Diğer Yazar: Utku

retour a la normale...

Aslında bu konuyu çok uzun uzadıya yazmak istemiyordum. Ama maalesef her gün olup bitenler karşısında bünye rahat duramıyor. Beyne kan sıçrama noktasına gelip sıkıntı basıyor. Özel ve kamusal alanda her yerimizi saran ezbere konuşanları, dahası ezbere yaşayanları her geçen gün görmezden gelmeye çalışsam da maalesef olmuyor. Şöyle bir arşive baktım. Ucundan, köşesinden de olsa hep bu konuya değemeden geçememişim, kimi zaman nefretimi kusma noktasına gelmişim. Kısacası huzursuz bir insan olmuşum, huysuz ihtiyar kıvamında söylenip durmuşum.

Bu sitenin de kurucularından olan sevgili kuzenimin adını anmadan geçemeyeceğim, zira bu akşam tam da bu konu üzerine konuşuyorduk. Nedir bu beni gecenin bu saatinde bu yazıyı yazmaya iten insanların problemi? Daha da özele inersek; nedir bu tek tipleştirilmiş, “armut piş, ağzıma düş”çü kuşakların bizi sinir nöbetlerine sürükleyen hayata bakışlarındaki sakatlık? Cin olmadan perileri öpen sevgili Kenan Evren&Özal Collective kuşaklarımızın, içi boş, üzerinde sadece şatafatlı bir giysi olarak duran sözde özgüveni, kalıplarla yaşamaya alışılagelmişliğin bir dışavurumu sadece. Bahsi geçenler, 18 yaşından neredeyse 25 üstü yaşlara (hatta kimi zaman 30′a kadar gider) kadar uzanan bir yelpazede, her türlü goygoy ve gaza gelme halleri, hap gibi yutulan kalıplar ve dezenformasyonla beslenen, adı genç ama ruhu bir cunta subayının ruhu kadar yaşlı ve pörsümüş olan güruhtur ve bizi mütemadiyen her türlü karamsarlık haline sevk etmektedirler.

Söylenenleri okumaya ve araştırmaya, satın alınmış imajları sindirilmiş ve içselleştirilmiş bir dünya görüşü ve yaşam tarzına, yüksek sesle karşındakini bastırmayı farklı olanı dinlemeye, anlamaya çalışmaya, sürü halini birey olmaya, sürekli cinnet halini dinginliğe tercih edenlerin çoğunlukta olduğu bir çevre, en karanlık korku ütopyalarından daha tüyler ürpertici olsa gerek. İçinde bulunduğumuz çevre tam da bu anlatılanlarla örtüşmektedir maalesef. Gecenin bu saatinde “case study”lere giresim yok. Zaten bu siteye giren ve bu yazıları okuyanlar ne demek istediğimi, ne anlattığımı çok iyi anlamaktadırlar. Maalesef devam edecek.

May 26th, 2008

Daha güzeli yok

Kategorisi Diğer Yazar: Eren

Evet yok. Ne yok? Daha güzeli. Neyin daha güzeli?? İşte bunun FFFFOUND ! Gördüğüm en güzel image bookmarking sitesi kendisi, neredeyse tüm görselleri kaydedecem bilgisayara. Varsa daha kallavi, daha güzel içerikli, kaliteli bookmark hedesi buyrun siz söyleyin,  save edelim save eyleyelim. Yok di mi?

May 10th, 2008

Wake Up!

Kategorisi Diğer Yazar: Gökhan

wake up

May 6th, 2008

Make no mistake Kyle… Before this is over, you will suck my balls…

Kategorisi Diğer, Kültür-Sanat, Müzik Yazar: nevzat

suck my balls

Biliyorum, biliyorum, Simpsons da güzel, Family Guy da gerçekten çok eğlenceli, pfam mfah mis gibi 22,5 dakika kafamı dağıtıyo, severek izliyorum hakikaten. Ama bir noktada da pfah ile gnahahaskktr arasındaki farkı ayırdetmek gerekmekte. Pfah tepkisini hızlı tüketim malına verirsin, o 22,5 dk bittiğinde de kumandanın tuşuna basarsın bambaşka bir dünya doldurur evini odanı, nerde izliyosan artık. Ama izlediğin bir şey sana gnahahaskktr dedirtebiliyosa o zaman onu yapana da, çizene de, seslendireni de küfrede küfrede pazara gidersin. Götürür seni. İşte South Park böyle bir saçma sapanlık abidesi. Adamlar her bölümde öyle bir olguyu o kadar komik, akıllıca ve eğlenceli ele alıyolar ki ya yeter be diyesin, Trey’in annesi kötü kadınmış diye söylenti çıkarasın geliyor. İşte yine böyle hissettiren anlardan birinin sebebi 1110 - Imaginationland bölümü için yaptıkları -daha doğrusu remix ettikleri- bir şarkıydı. Şarkının süresi 44 saniye. Lakin o 44 saniye süresince aklında olan tek şey albümü acilen satın alma (kasten download yazmadım böyle bi albüm olsa seçkin müzik marketlerde aranır ve bulunur) isteği. Bierko - Entering The Gas Company ve Aaje Nachle – The Chase Begins’in bir karışımı. Şahsen Bierko versiyonunu dinlemedim, dinlediysem de hatırlamıyorum, Aaje Nachle’ninkinden de esinlenilmiş besbelli. Telif hakları meselesi yüzünden remix yapılmış (Trey’le Matt bunu hep yapıyor) ama orijinalinden daha güzel olmuş meret. Başladın mı bırakamıyosun. Şimdi izninizle now suck on this demek istiyorum.

1110_cartmans_quest_music

bunun blogu

May 6th, 2008

Ne olacak bilemedim

Kategorisi Diğer, Yaşam Yazar: Barış

Adsl’nin yaygınlaşmasıyla birlikte sanırım yurdum insanının birçoğunun uyku saatleri de dramatik değişimler göstermeye başladı. Eskiden, eskiden dediğim de şundan 4-5 sene öncesine kadar, kabaca 15-25 yaş civarındaki topluluğun sanırım çok küçük bir kısmı düzenli olarak gece 03:00 civarı ayakta olurdu. Bunların da çoğu ikinci öğretim okuyan öğrencilerdi haliyle. Şimdiye baktığımda ise, biliyorum ki tonlarca insan farklı farklı sebeplerden ötürü sapıtmış bir uyku düzenine sahip durumda. Günümüzde ise gece 01:00-02:00 gibi birisiyle nette karşılaşıp konuşmak olağan bir durum halini almış gibi geliyor bana. Neden böyledir anlamış değilim? Gece bilgisayar başında takılmak daha fazla zevk veriyor olabilir. Kişi ne ise işi, onunla gece uğraşmak istiyor olabilir. Ailesiyle yaşıyorsa, sevgilisiyle daha rahat konuşabilmek için evdekilerin yatmasını bekliyor olabilir. Gündüz çuvala girmiş, bulunamıyor da olabilir. Ama bir şekilde bu döngü belli bir toplumu saracak şekilde çoktan yola koyulmuş, yeni bir sosyal saat düzeni oluşmuş durumda: Gündüz -daha doğrusu öğlen- 12:00, 13:00 gibi uyanınca bir insan, günlük alışkanlıklarını yerine getirme süreci de orantılı bir şekilde kayıyor olabilir. Bu düzen kimine göre boktan kimine göre daha çekilebilir olabilir. Ama olumsuz yönünden bakmak tabii ki çok daha kolay ve mantıklı olacaktır. İnternetin yaygınlaşmasının benim gözümdeki en olumsuz yanı gelecek nesiller üzerinde olacaktır. Bugün kendini bilen bir kişi, görece düzensiz bir yatma-kalkma saatleriyle yaşıyorsa o onun kontrolünde, bilincinde yapılan bir şey olarak kabul edilebilir. Yanlışsa kendi bileceği bir şeydir. Ancak ortaokul, hatta ilkokul çağındaki veletlerin geceyarılarına kadar bilgisayar başında takılması, çocuk olduğundan bir haber, internetin türlü ortamlarında kendini kaybetmesi beni üzüyor. Kendimden bir örnek vermek isterim. Bir dönem keyifle oynadığım bir bilgisayar oyunu vardı. İnternet üzerinden arkadaşlarla oynadığımız bir oyun. Boş zamanımda da oynardım, ertesi gün vize ya da final sınavım olsa da ders çalışmaktan kafam ambale olduğundan o kafayı rahatlatmak için yatmadan önce, geceyarısı da oynardım. Kimi zaman sabaha karşı saat 03:00 veya daha geç bir saatte de oynadığımız olurdu yani. Her neyse… Oyunu oynanlar arasında, oyunu abilerinden öğrenmiş 9-10 yaşlarında birkaç tane ufaklık da türedi zamanla. Gündüz oynadıklarını görüyordum, çok ters gelmiyordu. Ancak zamanla bu veletlerin geceyarıları, normal bir çocuğun onuncu uykusunda olması gereken saatlerde oyunda olduğunu görünce bu işte bir tuhaflık var dedim kendi kendime. Şimdi bu çocuğun normal bir gelişime sahip olması mümkün müydü? Öğlene kadar yatakta uyuyorsun, kahvaltı ediyorsun, bilgisayar başında oyunu açıyorsun. Akşam yemeğine kadar oradasın. Yemekten sonra tekrar oturuyorsun… Geceyarılarına kadar. Ve sen nefes aldığın ortamın bile gelişimininde büyük etkilere sahip olacağı bir yaştasın. Bu bir de sadece benim deneyimlediğim bir olay. Kim bilir benim bilmediğim kaç bin tane ufak çocuk vardır böyle? Şimdi burada suçu doğrudan internete mi atıyorum? Hayır. Tabii ki suç onların annesi, babası, abisi, ablası olacak vasıfsız insanlarda. Ama ben bu durumun nereye gideceğini endişeyle merak ediyorum. Bugün youtube’de ya da başka yerlerde gördüğümüz küfür dolu, birbirinden alakasız yorumları yapanların yaş ortalamasının 15′i geçeceğini sanmıyorum. Demek istediğim şu; şimdi biz bu tip yorumları gördüğümüzde “yahu ne biçim memleketiz, iki dakika doğru duramıyoruz” vb. düşüncelere kapılıyoruz ya, bu aslında sadece bir sürecin başlangıcı da olabilir. Bu tip dengesiz bir kafa yapısıyla yetişen nesil arkamızdan geliyor. İleride insanların birbirine nasıl bir saygı sergileyeceğini kestiremiyorum açıkçası. Karakteri, zihinsel gelişimi hiçbir şekilde oturmamış bir insan sürüsüyle karşılaşabiliriz (evet, bugün bile lise, hadi bilemedin daha yeni üniversiteye girmiş gençlere bakınca insan bir garip oluyor, ‘bu mudur yani?’ diyor). Nereye gideceğiz, hiç bilemiyorum. İleride çocuk sahibi olsam, çocuğumu nasıl kontrol edicem bilemiyorum. Kontrol kelimesi de kendi içinde bir korku veriyor zaten.

May 1st, 2008

Team Fortress 2 Pyro

Kategorisi Diğer Yazar: Gökhan

Pyro Front

quasimodox bundan önce yine HL2 karakterlerinden Alyx‘i yapmıştı. Ama bu sefer daha eğlenceli ve kullanışlı bir figürü tamamlanmış. Team Fortress 2 nin “murulmurul” konuşan ateşli elemanı PYRO! Yapım sürecine buradan ve buradan bakabilirsiniz. Ne kolay ne de zor bir iş. Ama açıkçası harika ^^ Özellikle, mum olarak gecenize renk katabilir efendim. Çakmağını istiyorsanız heveslenmeyin. Zira cepte taşıması pek kolay olmayabilir.

Pyro Back

March 21st, 2008

Youtube’a nasıl girilir?

Kategorisi Diğer Yazar: Gökhan

Konu başlığını farklı yönlere çekmeden derdinize deva olacak çözümü “Hobareeey” arkadaşımızın yoğun çabaları sonucunda sizlere sunuyoruz. Bozukplak bir kez daha gururla sunar;

Youtube’a nasıl girilir? Türktelekom’a nasıl gülünür?!

a1
Internet explorer’da üstteki menüden “Araçlar” - “Internet Seçenekleri” yolu takip edilir..(Resim 1)

a2
Internet Seçenekleri’nde “Bağlantılar” tabına gelinir, sağ alttaki “Yerel Ağ Ayarları” düğmesine basılır. (Resim 2)

a3
Açılan küçük pencerede, Proxy Sunucu bölümündeki kutucuk işaretlenip, bölüm aktif yapılır ve Adres boşluğuna 200.65.127.161, B. Nok. boşluğuna da 80 yazılır. Tüm penecereler TAMAM butonuyla kapatılır. (Resim 3)

Ve hemencik adres satırına www.youtube.com yazılıp enterlanır, açıldığını görünce T. Telekom’a gülünür.

*Çoğalan şikayetler üzerine bir not düşelim dedim:
Proxy mexico üzerinden takıldığı için girdiğinizi siteler meksikanca açılıyor, onun için yutup dan sonra proxy i silin, normal takılın, sadece yutup’a girerken bu yolu kullanın…

March 21st, 2008

The Yasar Alptekin Incident

Kategorisi Diğer Yazar: Elmira

yaDiskotekli Turk filmlerinin demirbasi, efil efil yazlik giyimiyle jilet gibi bir delikanli vardi, hatirladiniz mi? Beyaz/bej keten pantolonu/gomlegi, simsiyah, yagliymiscasina hareketsiz briyantinli saclariyla bir Yasar Alptekin portlekdudaklisi geldi gecti o donem. Ekurisi Engin Koc'la 80lerin ikinci yarisinin fuckerlari idiler. Engin Koç demisken, engin koça donmus hakkaten, haberiniz yok.

enginkoc2enginkoc1Yasar Alptekin, yazlik diskolarda kiz avina cikar, tislaya tislaya peltekce konusur, istedigi ablayi ne kadar namuslu olursa olsun o mor isiklarin ve renkli kokteyllerin mayhosluguyla, sauna gorunumlu otel odalarında meze eder, yer idi.

Turk yapimi Lambada'da gonlumuze taht kurmus Yasar Agabey'e, Teyzem filminde, Mujde Ar'i arizaya baglatan aski Erhan olarak da rastlamistik. Iste o slip mayolu havuz kenarı uzanislarinin adami artik dine donmus. Hayatta emecek tad kalmamis demek, Yasar Agabey var olanin en muazzamini yasamis demek, gercek hayatta koluna taktigi ablalar bi yana, donemin en tatli ortamini, en tatli uyusturucusunu, kokosunu cambosunu yalamis yutmus demek.. Oyle saglam yasamis ki, simdi baslasa 70 kusurune anca temizlenecek.

Klasik disci ziyaretlerimden birine son surat taksi ile gidiyorum. Haci bir soforun arabasindayim. Moral FM adinda bir radyo istasyonu bangir bangir. Iki adam konusuyorlar, biri soruyor digeri cevapliyor. Bir kelime veriyor spiker, digeri de onun cagristirdiklarini soyluyor. Ilk kelime: Podyum. Ikinci kelime: Manken. Ucuncu kelime: Televizyon. Dorduncu kelime: Cocuk sevgisi. Besinci kelime: Namaz. Kopuk sohbetler inside. Konuk cevap verdikce veriyor, lafi uzattikca uzatiyor. Cumlenin icinde elli tane yan cumle kuruyor, ozne yuklem birbirine karisiyor. Sonunda reklam arasina giriyor program. Reklam arasina girmeden spiker "Reklamlardan sonra 'Hidayete erdim, isigi gordum' diyen Yasar Alptekin'le tekrar bir arada olacagiz" deyiveriyor. Benim aklima bara sirtini yaslamis bir Yasar Alptekin geliyor, elinde ickisi kizlari gozleriyle soyuyor, Brother Louie esliginde parlak ayakkabilariyla dans ediyor, havuz kenarinda yalandan sarisin, kelebek tokali kizlara post orgasmic bakislar atiyor. O adami ahmetozhan yakalarin icinde hayal edemiyorum.

Uzulme Yasar agabey, parayi pul ettin, hizli kostun, cabuk yoruldun, kokodan agzini burnunu dagittin ama hep aklimizda o eski halinle kalacaksin. Lambada sarkisini Şoranusrifoy diye soyledigimiz yillara aitsin sen. Amerikada dogsaydin bi Charlie Sheen cikmaz miydi senden?

12

Bi de bana herkesi herkese benzetiyorsun diyorlar.

 

 

February 15th, 2008

Pornoma Dokunma!

Kategorisi Diğer, Güncel, Politika Yazar: Gökhan

accessdenied

Geçen haftaki Uykusuz'da Memo Tembel Çizer'in bir yazısı çok hoşuma gitti. Sizlerle paylaşmayı vatani görev saydım.
Kopirayt vesaire sorun olmazsa buradan okuyabilirsiniz;

 

Pornoma Dokunma!

Hatırlarsanız internet ilk çıktığı vakitler nasıl da ifade özgürlüğünün sarsılmaz kalesi olarak anılıyordu değil mi? Deniliyordu ki internet hiç bir zaman sansürlenemez, zira zilyon tane siteyi takip etmenin ve haklarında hukuki işlem yapmanın mümkünatı yoktur. Halbuse zilyon tane insan kişisini takip eden ve icap ettiğinde yakalayabilen süpersonik bir polisiye sistem halihazırda mevcutken zilyon sitenin takip edilemeyeceğini iddia etmek biraz saftoriklik oluyor. Bu iddiadaki saftorik zevat şu an zaten şapa oturmuş vaziyette. İkide bir açılıp açılıp kapanan youtup'tan mı bahsediyorum sanıyorsunuz? Hayır efendim, koyayım youtup'a. Porno'dan bahsediyorum!.. Gün geçmiyor ki bir porno site daha mahkeme kararıyla engellenmesin, açtığımız tabların bir kısmı daha malum uyarı yazısıyla kırmızıya boyanmasın!.. Porno sitelere yönelik kararlı ve derinden bir sürek avı başlamış durumda. Şimdik ben ortaya çıksam ve "otuzbire özgürlük" diye feryad etsem bu feryadım bir özgürlük mücadelesi olarak yankı bulur mu? Yüzbinlerce otuzbirci toplanıp meydanlarda yürüyüş yapabilir miyiz? "Otuzbirciler polisle çatıştı, insan hakları dernekleri otuzbircilerin yanında" diye ana haber bültenine çıkabilir miyiz? Porno özgürlüğünün kişisel bir otuzbir hakkından öte, bir toplumsal yapılanış belirleyicisi olduğunu, ideolojik ve politik bir mesele olduğunu kitlelere anlatabilir miyiz? Söyleyiniz efendiler, porno politik midir? Yazıyı okurken bile otuzbir mücadelesi dendikçe "ehi ehi" diye için için gülmüyor musunuz!.. Adam siteyi kapatmak için mahkeme kararı çıkartmış, o kararı çıkartabilmek için yasa çıkartmış, o yasayı çıkartabilmek için mecliste komisyon kurup "ekranda y.rrak kürrek görünsün mü görünmesin mi" diye tartışmışlar, oylamışlar sen hala "porno politiktir" deyince ehi ehi diye gül!.. Cinselliği ayıptan say, cinsel taleplerini sosyal hak sayma ki toplumu müstehcenlikten korudukları iddiasıyla toplumu kendi anlayışlarına tabi kılmaktalarken onlar da sana gülsünler!..

February 7th, 2008

Gerçek ne, sanal ne?

Kategorisi Diğer Yazar: nevzat

gercek
İnsanların neden MMORPG dünyasında yaşamaya bu kadar kendilerini kaptırdıklarını, yemek yemeği unututtuğu için bilgisayar başında ölen insan evlatları örneği ışığında bir süre düşündüm ve aklımın yattığı cevabı bulmam çok da uzun sürmedi: "tatmin". Yaptığınız her eylemin sonucunu birebir hayatınızla* kısa ya da uzun vadede ödüyorsunuz. Verdiğiniz her kararın bir fedakarlık oranı var ve her şeyin sizin ve diğer Ademoğullarının tercihleriyle şekillendiği bir dünya üzerinde yaşıyorsunuz. Çok basit ve genel bir örnek vermek gerekirse üzerinize giydiğiniz en ufak bir item'ı seçerken bile sınıfınıza yönelik baskın özelliklerinize ve kendi oyun stilinize paralel bir seyir izlemezseniz cesede koşma egzersizlerinde uzman olabilir daha da önemlisi gerçek hayatta zaman diye adlandırdığımız süreci yok yere harcamış olabilmektesiniz. 

Gerçek hayatta varolan her türlü sosyal ve kişisel pozitif veya negatif olgu bu dünyada da birebir olarak varolmakta. Oyunun hemen hemen her noktasında kendi başınıza üstesinden gelemeyeceğiniz birçok durumla karşı karşıya gelebilir ve oynamaktan zevk aldığınız insanlarla kollektif bir çalışmaya girmek durumunda kalabilmektesiniz**. Oyunun ve hayatın ana teması olan "insan" gerçek dünyada olduğu gibi bu dünyada da her şeyin merkezinde ve gerçek hayatı olduğu gibi oyunu da ilginç ve eğlenceli kılan öğe durumunda.

 * Gerçek hayatta vaktinize tekabül ediyor, çünkü World of Warcraft için konuşursak canlanmanız için mezarınızdan kalkıp cesedinize koşar adım gitmeniz gerekmekte.

** Örneğin elinizde kilitli bir kutu varsa daha önce ilişkilerinizi sıkı tuttuğunuz bir Rogue derdinize derman olabilecek tek kişidir. Aksi taktirde kutunuzu bulduğunuz sert bir kayaya saatlerce vurmak*** bir diğer çözüm yolu olabilmektedir.

***Kutunuzu sert bir kayaya vurarak açmak diye bir tuş ve çözüm yolu bulunmamaktadır, bulunsaydı da bir yere varamazdınız, her şeye de kek gibi inanmamanız kişisel çıkarınıza olabilir.

 

Northx / Burning Blade / Eu

sanal

January 31st, 2008

Genre üzerine kısa bir deneme

Kategorisi Diğer, Müzik Yazar: Barış

Müzik türleri (genre) kadar berbat bir şey yoktur. İnsan kimi zaman onları kullanmadan belli bir konuda, müzik ile ilgili bir şeyi tarif edemez. Kimi zaman da o çeşit çeşit, daha doğrusu artık bir çeşitlik belirtisinden çıkıp, daha çok olmayan ya da yapay olan farklılığını gösterme çabasıyla iç içe geçmiş, saçma olduğu kadar yapışkan ve insanın etrafını da saran tür isimleriyle hiçbir şeyi ve şeyini tarif etmek istemez. Anlık, saniyelik bir düşünceyle, şimşek çakması gibi gelen, "hiçbir şey bu kadar zor olmamalı" diye kendi kendini ve o anki durumu sorgulayan insan, genellikle konu hakkında görece* az bilgiye sahip ama şekil ve mimikler bakımından hiç de öyle durmayan, durmamaya çalışan, kendini biraz kasan bir kişi ile arasındaki anlamsız ve bir yere varmayacak olan o müzik muhabbetinden bir an önce çıkmak ister. Daha sonra aklına tekrar gelirse de, "nereden çıktı bütün bu genre saçmalıkları?" diye sorabilir kendisine.

Müzik içerisindeki genre, basit anlamıyla farklı müzik yapıtları topluluğu arasında birbirleriyle ortaklıkları olanları bir araya sokan bir kavram,bir kategorize etme aracı olarak gözükse de, Fabian Holt Genre in Popular Music adlı kitabında bu kavramı birçok farklı üretim, devinim ve anlam kalıplarının oluşturduğu kültürel bir ağın içindeki sınıflandırma diye açıklar. Böylelikle de müzik türlerinin basit anlamıyla yalnızca müziğin kendisi içerisinde türlere ayrılmasından ziyade, zaman, mekan, ve bazı başka şeylerin ortaklıkları üzerinden bütünleşmiş insan topluluklarından her birinin zihinsel ve yapısal olarak ortaya çıkardığı bir algı ile de ilintili olduğu sonucuna varabiliriz. Genre üzerine daha kapsayıcı tartışmalara, genre denilen şey tamamen ticari ve pazarlama ile ilgili bir kavramdır gibi düşüncelerin içerisine şu an girmek amacında değilim. Holt'un dediklerinden yola çıktığımızda, dinlediği şeyleri sürekli olarak belli bir etiketin altına sokma çabasındaki insanların benzer noktalarını görmek çok da zor olmuyor. Hem kendi algısı, hem de kendi kalitesinin bir yansıması olarak karşısından beklediği algılayış biçiminin oluşması için insanların imdadına yetişen genre (ve özellikle sub-genre) denilen şey aynı kişiler tarafından bir yaşam standartı olarak bile algılanıyor diyebilirim. İnsan kelimelerle, cümlelerle ifade edemediği şeyleri ifade edebilmek için kimi zaman resim çizer, illüstrasyon vb. yapar. Bazı insanlar da tamamiyle bir "açık kapatma" aracı olarak, hakkında bilmediği, tarif edemediği müzikleri birilerine anlatma yolu olarak genre'lerin arkasın sığınır. Ama sihirli bir şeydir bu genre. Müzikten ne anladığından çok, o müziği hangi genre içerisine ne kadar doğru sokabildiğindir önemli olan. Beceridir bir anlamda… farklı bir beceri. Prim yapması acı olan bir beceri.

* Tabii burada belirtmeliyim ki o görece az bilgiye sahip insanın göreceliği sadece karşısındakinin bilgisi ile ilgili değildir. Hatta esas olan, aslı ve aslından farklı olmaya çalıştığı duruşu arasındaki göreceliktir. Yoksa kimse herşeyi bilmek, bir takım şeyleri de çok bilmek zorunda değildir.

January 26th, 2008

19 Ocak’ta Ne Olmuştu??? Internal Server Error Üzerine Sübjektif Bir Yazı

Kategorisi Diğer Yazar: Utku

"Geçtiğimiz hafta cumartesi" demek için tam bir hafta bekledim. Belki böylece olan biteni daha sakin ve daha "itidalli" karşılarım dedim kendi kendime. Ama cumartesi öğleden sonra ne hissediyorsam şu an da aynısını hissediyorum.

Artık eminim.  Maalesef benimki karamsarlık değil, bu coğrafyanın gerçekleri ile yüzleşme… Osmanbey'de durgun ve sıkıntılı bir cumartesi öğleden sonrası, çoğunlukla kuru kalabalık olarak nitelendirilebilecek insan grubuna, biraz akşamdan kalma halimle, ama çoğunlukla 1 yıl önce olanların hazmedilememişliğiyle aptal aptal bakarken, iki kokoş hatunun "Ay bu ne ya, bi' yol verseler de geçsek" demesiyle kendime geldim. Olan bitenden bihaber olmanın doğal sonucu olarak, sinirleri alınmış, omurgasız bir popülasyonun parçayısız hepimiz.

Tam bir yıl önceki bunca insan nerede dedim kendi kendime. Onlar da mı kotalarını doldurmuşlardı? Olanların ağırlığı ve tatsızlığına mideleri ve hafızları mı yetmemişti? Yoksa unutmuşlar mıydı herşeyi? 

İçimden geçenler ile "en iyi dileklerimi" saydırırken, için için bunu yapmanın da bir anlamı olmadığını biliyordum. Çünkü tüm bu aptallıkların altında kalmıştık bir kere. Hayır, artık analiz etmek istemiyorum. Sıkıldım artık!!!

 

January 24th, 2008

İdare Et Abi

Kategorisi Diğer, Yaşam Yazar: Barış

Bunu ekşisözlük'te gördüm; idare et abi başlığının altında yazıyordu:

"bunu söyleyen buyuk ihtimal bir türktür. toplumca, kurallara uymama, uyamama gibi bi sorunumuz oldugu icin, ya da yaptigimiz-yaptiracagimiz islerde daima eksik bir seyler biraktigimiz icin idare etme, ettirme zihniyeti her zaman kafamızda vardır. idare etmeyenlere de gıcık kaparız."

Aklım vaktizamanında Ayhan Aktar'ın Social Change derslerinden birinde (sanırım gesellschaft gemeinschaft mevzularına da değindiği ders idi) söylediği sözlere gitti. Kendisi Türklerin kullandığı bazı ifadelerin herhangi bir yabancı dilde karşılık bulamayacağını söylemişti. Bu konuda verdiği örnek ise 'idare et abi' cümlesiydi. Bu cümle içerisinde karşımızdakine ifade edilmeye çalışılan duygunun, niyetin, hissiyatın bir bütün içerisinde, yabancı bir dilde karşılığı yok demişti Ayhan Aktar. O an düşünmüştüm İngilizce'de 'idare et abi'yi nasıl söylerdim diye. Gerçekten de bulamamıştım… Şu ana kadar da bulabilmiş değilim. Özledim sevgili Ayhan Aktar'ımızı yahu!